İletişim, Yaşam ve Başarı: Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu

Günlerden Pazar. Türkiye özel okullar birliği il temsilciliğinin tertiplediği Bera Oteldeki seminer programındayım.
Dinliyorum sessizce. Anlatılanların hayatımda büyük değişiklik yapacağını umut ederek dinliyorum. Salon tamamen dolu. İnsanlar kendi istekleriyle gelmişler. Zorlama ile gelmiş olsalar istifade etmeleri imkânsız belki de. Bildikleri bir meseleyi herkes tarafından kabul görmüş birinin ağzından dinlemesi farklı etkileşimler meydana getiriyor. Yanımda arkadaşım Halil İbrahim Bey var. Sessizce salonu da gözlemliyorum.
Konuşan anlı şanlı olunca söylenenler aynı olsa da havası farklı oluyor işte. Bir de kitapları çoksatınca iş daha farklı bir şekil alıveriyor.
Protokol konuşmaları yapıldıktan sonra sıra beklenen kişiye geliyor. Bazılarında çok önemli birini karşısında görüvermenin dayanılmaz hazzını yaşadığını görüyorsunuz. Bazıları sıradanlığını bozmuyor. Bir kısmı da anlı şanlı adam ne söyledi ki farkı olarak, diye bakışlarıyla kendini ele veriyor.
Konuşmacı Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu. Kendisini takdim eden de kişinin anonsundan 11 adet yayımlanmış eseri olduğunu öğreniyorum. Ayrıca 40 civarında makalesinin yayınlandığını.
Aslında toplum yapımızı tahlil etme adına güzel anekdotlar aktardı. Bunları yaparken de tamamen toplum içinde kullandığım zaman utanacağım kelime ve kavramları kullanarak yaptı. O kelimeler konuşmacının ağzından dökülürken yanımda oturan Halil İbrahim Çelik ile göz göze geliyoruz. Aslında yadırgıyorum. Eğitimcilerin karşısında meseleyi çekici hale getirmek için mi, yoksa başak sebeplerden dolayı mı bu kullanılması zor terimleri seçti anlayamadım.
İnsanların içi ve dışı farklı yapılarda olmasını temel sebeplerine değindi konuşması boyunca. Çok güzel anlattı. Konu ancak bu kadar vuzuha kavuşturulabilirdi belki ama konuşmacının diyemediği bir şey vardı. Ya da söylemek istemediği, ya da “can” diyerek daha kulağa hoş gelen bir tabirle izah etmesi “Ruh” kelimesi tam oturacaktı ve birçok şeyi kendiliğinden çözecekti. Bilmiyorum belki de bilimsellik adına bu gerekliydi! O zamanda “karı gibi kıvırma” tümcesini nereye oturtacağız? Ya da her kocuşmasının başında, örneklemeler yaparken sürekli tekrar ettiği “Lan!” kelimesini bilimsellik adına nereye yerleştireceğiz?
İyi bir konuşmacı olduğu konusunda yorum bile yapmıyorum. Hatta kendim için sahne konuşması adına çıkarımda bile bulundum. Görülen güzel şeyler alınmalıdır elbette. Konuyu anlatırken içinde bulunduğu rahatlık gözlerden kaçmadı. Şunu diyebilirsiniz adam zaten psikolog, olsun konuşma ayrı bir yetenek. İşte bu yeteneği gayet güzel ve başarılı bir şekilde kullanıyor.
Konuşmacı Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu iletişim ve başarı ile ilgili söylediklerinden şunları sizlerle paylaşmak istiyorum. “Şimdi ile gelecek arasındaki fark motivasyondur. Arada fark yoksa motivasyon da yoktur. Uygar bir toplum insan ilişkilerine duyarlı demektir. İnsan sürekli iletişim içinde olduğunu unutmamalıdır. Buna göre davranış geliştirmelidir. Yaşadığı zaman içinde çevresine mesajlar veriyor. Her iletişimle kendimizi yeniliyoruz. Güçlü güçsüz ilişkisinden, insan insan ilişkisine geçilmelidir…”
Ben he şeye rağmen şunu tekrar ediyorum: “Yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımıza, bugünümüzü ayıralım.” O çocuklarımız bizim. Bu insanımız bizim, bizim olana sahip çıkalım. Herkesin insan olduğunu asla unutmayalım. Kendimize yapılmasını istemediğimiz davranış ve konuşmaları asla başkalarını yapmayalım. Belki de bütün mesele bu. Bunu söylemek ve söylemeyle yetinmeyip bunu yaşamak. Ne dersiniz?