Neden Böyleyiz?
Sabah evden çıktığımda akıma her zaman olduğu gibi yollarda gördüğüm bazı üzücü durumları yazmayı tasarladım.
Şimdi vakit ikindiye yaklaştı hala başlayamamış olmanın sıkıntısı ile kıvranırken birden yazmaya karar verdim ve bu okuduğunuz satırları yazmaya başladım.
Biz neden böyleyiz, sorusunu herkes gibi ben de kendime defalarca sordum.
Evet, neden böyleyiz?
Belediye binlerce sıkıntı ve meşakkatle cadde boyu, ağaç fidanlarını tanesini bilmem kaç liraya mal ederek diker. Görevlilere defalarca sulatır. Yeşermesini sağlar. Şehrin güzellemesine yardımcı olmaya, insanların nefes alacakları bir yerleşimi hak ettiklerini düşünür. Uğraşır çabalar…
Hatta parklar bahçeler müdürlüğü kurar. Sadece bu işler için çalışmalarını sürdürür. İnsanların dinlenecekleri, rahat edecekleri ve huzurlu yaşayacakları mekânların oluşması için uğraşır durur.
Biz neler yaparız? Dükkânın önünü kapatıyor diye cadde üstündeki o güzelim ağaçları pervasızca kesip atarız. Ağaç olmadığı zaman daha çok satış yapacağını düşünen kafalarla nereye kadar gidilebilir? Bilemiyorum…
Parklara gideriz çocuklarımızla. Onlar oynar, koşar, eğlenir. Biz onlarla sevinir, onların Sevinçleriyle neşeleniriz.
Bir de bakarız ki, çocukların oynaması için yapılmış oyuncakların hepsinin ömrü tasarlanandan çok önce sona ermiştir. Hor kullanırız onları. Olmadı zorlanarak da olsa kırarız ve bu gururla diğerlerini de kırmak için yeni parklar ararız.
Bizler böyle yapınca çocuklar da bunun çok sıradan ve yapılması gereken bir şey olarak düşünüp normal olamayanı yapmaya başlar…
Piknik için gitmişizdir. Nice emeklerle yapılmış, dinlenme alanlarına… Hakikaten güzeldir oralar. Şehrin yorgun düşüren yoğunluğundan uzak, kafa dinlemek için olmazsa olmazlardan olup çıkmıştır son zamanlarda…
Şöyle çoluk çocuk kurulmuşsunuz bir çınarın altına… Mangalınızı yakmışsınız, az sonra iştahla yudumlayacağınız ayran yan tarafta… Izgaranın üzerinden yayılan, açlık hissini artıran leziz kokularla “oh be!” diyorsunuz…
Birden gözleriniz az ilerdeki ağacın altına kayıyor. Bir ilerdekine daha ötedekine… Bakmaktan tiksiniyorsunuz. Şehir çöplüğüne dönmüş her yer. Yoksa burayı insanlar kullanmadı mı? Sorusu zihninizde beliriyor. Çöp atmak, özel zevkleri arasında olan bir millet miyiz biz? Yoksa bir daha buraları hiç kullanmayacak mıyız?
Çok güzel bir okul yapılmış cadde üstüne. Pırıl pırıl, tertemiz… Alımlı ve gösterişli. Kimin için? Geleceğimiz olan çocuklarımız için.
Peki, ne yapmanız gerekir? Yaptırana teşekkür ve çocuklarımız için, bizim için o güzelim binayı gözümüz gibi korumamız gerekiyor.
Öyle mi?
Cevabınız zihninizde belirmiştir mutlaka…
Bir de bakıyorsunuz ki; her tarafı boyalarla yazılmış, karalanmış, kirletiliş… Ne için neden sorularının cevaplarını arıyorsunuz ama bulamıyorsunuz. Aşk ilanları mı ararsınız, uygunsuz ve ahlaksız yazılar mı? Metrelerce uzaktan görülecek kadar da büyükçe yazılar…
Şimdi bu binayı yapıp bize emanet eden adamın suçu ne? Bunun için miydi bütün emekleri?
Biz ne yapıyoruz? Sorusunu bir kez daha soruyorum.
Bir de siz sorun lütfen. Bizim inancımız, kültürümüz, geleneğimiz ve yaşam tarzımız bu olamaz. Değil de zaten. Hiç kimseye hiçbir şeye zarar vermemeyi hedef almıştır aslında. Peki, bizim bu halimiz ne?
Ya biz kültürümüz ve inancımızı kaybediyoruz. Ya da artık bunları benimsemiyoruz…
Yarınlar bizim. Biz değerlerimize sahip çıkmazsak geleceğimizi karatmış oluruz. Herkesin kullanımına açık olan yerlerde daha dikkatli ve hiçbir şeye zarar vermeden temiz yaşamamız gerektiğini lütfen herkese ve çocuklarımıza bir kez daha anlatalım. Örnek olarak biz yaşayalım. Lütfen duyarlılığımızı bu konuda hassasiyetle koruyalım… |