• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=666228323
  • https://twitter.com/durancetin

Elması Kadar Tatlı Niğde

Elması Kadar Tatlı Niğde

İlk defa gittiğim şehrin bende oluşturacağı çağrışımlar ve önceden kafamda var olan düşüncelerimin örtüşeceği konusundaki kararsızlığımla uzaktan görünmeye başlayan şehre bakıyorum.

İlginç, dikkat çekici, bakış açısına göre etkileyici, çarpıcı bir görüntü bu. Hiçbir yeşilin olmadığı dağlar uzanıyor şehrin iki yanında…

Ağaçların yapraklarının sararmaya başladığı, otların saman rengine büründüğü, farklı renklerde sonbaharı yaşayan ve hissettiren alacalı renklerin armonisini barındıran bir tepeden; karşımdaki kurşuni rengin ağırlığı altında kalan çıplak dağların azametine odaklanıyorum. Böyle bir görüntüyü daha önce hiç görmedim.

“Maden mi acaba?” sorusu aklıma geliyor. Hani çok yaygın bir ifade ile şüyu bulmuş “Maden olan yerde ot bitmez.”  cümlesi defalarca zihnimde tekrar etti durdu. Kim bilir belki de öyledir.

Bu tabiat canlılığının yaşadığı tepeden “ğayri zi zer’ın” olan bu dağlara bakarken gözlerim ortada kalan canlı şehrin hareketliliğine kayıyor. Canlı bir şehir capcanlı. Sonbaharın çağrıştırdıklarına inat canlılığın sürdüğünü görmek sevindirici. Sonbaharın verdiği kasvetli duyguları ve iki yönde uzayıp giden dağlardan olumsuz etkilenmenin verdiği olumsuzlukları alıp giden bir canlılık bu.

Bir vadinin ortasında tarihin derinliklerinden nefeslenen bir şehir. Küçük güzel, geleceği olan bir şehir… Anadolu’nun tipik davranışlarını yaşayan bir şehir.

Şehre giriyorum. Bir cadde uzanıyor boydan boya. Yan caddeler var. Alternatif caddeler var. Ortak özellikleri cıvıl cıvıl oluşu. İnsanlar dışarıda çoluk çocuk geziyor, vitrinleri seyrediyor, alışveriş yapıyor, parklarda oturuyor. Nerden bakarsanız bakın tarihi fısıldayan bir kalenin muhteşem görüntüsü sizi vurgun yemişe çeviriyor. 1900’lü yıllarda yaygınlaşan saat kulelerinin bir örneği size “gel” diyor.

Alâeddin tepesi denen “kale” bölgesine doğru yola koyuluyorum. Kalenin içinde ve civarındaki tarihi değeri olan yapılar göze çarpıyor.

Ezan okunuyor. İkindi vakti. İnsanlar camiye gidiyor. İşlemesi yoğun bir kapıdan giriyorum camiye: Sungur Bey Camii. İlhanlılar dönemine ait bir cami burası. Caminin dış yapısından içyapısına kadar bir kargaşa bir karmaşa varmış duygusundan uzak kalamıyorum. Her bir köşesi, her bir tarafı farklı işlemeler, farklı taşlar, farklı usuller… hele mihrabının derinliği ve işlemesi gözünüzden kaçmıyor.

Anlatıldığına göre, Hıristiyanlar cami inşaatında çalışmalarından dolayı Sungur Bey tarafından “Mesih’in milletinden vergi alınmayacak” fermanına muhatap olmuşlardır.

Camin yanındaki bedesten tarih kokuyor. İçinde çok sayıda dükkân olduğunu duyduğum bedesten tarihte olduğu gibi ticaret hayatının hararetini hissedeceği günü beklemekte.

Kale kapısından içeri girmeden geri dönüp baktığımda kiliselerin ayakta kalmış ama bitap düşmüş hallerini görüyorum.

Kendine has özelliklerle inşa edilmiş taş evler tarumar olmadan koruma altına alınması, tarihi özellikleriyle korunarak ayrı bir mahalle olarak doku içerisindeki seçkiliğini koruması ayrı bir hava katacaktır şehrin karakterine.

Alâeddin Camiine parke döşerli yoldan çıkarken Konya’nın meşhur Alâeddin Tepesi geldi aklıma. Tabii olarak Alâeddin Camiini hatırlayıverdim. Aynı isimle bir camiinin olduğunu duyduğumda şaşırmadım. Zira Eskişehir’i gezerken de Alâeddin camiini görmüştüm. Selçukluların ayak bastığı yerlerde Alâeddin ismini duymamak olamazdı zaten. Kale etrafında tarihi doku içerinde yapılmış camilere ve diğer yapılara rastlamak mümkün. Tepenin yeşilliği ve dinlenme yeri olarak şehre hâkim oluşu harika manzaralar sunuyor temaşacılara.

Kalenin ayakta kalan kısmını gezerken şehrin heybetli bir duruş sergileyen saat kulesine bakıyorum. Nice yıllar ayakta kalıp zamanı, zamanın önemini haykırmış gözlere, akıllara. Şimdilerde gençlerin mekânı olmuş. Umarım bu gençler, öz kültürümüzün gereklerini yaşayarak geleceğe emin ve güven dolu adımlarla koşarlar.

Kalenin iç mekânlarında bir kent müzesinin varlığı ile karşılaştım. Yöresel işler ve kıyafetlerle küçük bir gösteri alanına dönmüş müzenin daha nice figür ve sanatlarla doldurulması mümkün.

Günün sonuna yaklaşırken mutlaka görülmesi gerektiğini duyduğumuz Küçük, güzel yeşil ve elma bahçelerinin arasında bir kasaba olan Gümüşler’deki Manastıra yolculuğumuz başladı. Kısa bir yolculuğun arkasından manastıra ulaştığımızda; büyük bir emek ürününün muhteşem kalıntılarıyla karşılaşıyoruz. Kat kat oyularak yapılmış manastırı gezerken kilise kısmının korunabilmiş olmasına şaşırıyorum. Turistik gezilere sebep olacak kadar güzel olan bu yapının tanıtıma ihtiyacı var. 

Hayal edin:

Bu şehri bir de elma bahçelerindeki çiçekler arasında, riyalalarıyla seyredin.

Bu şehri yakın tepelerdeki gelincik çiçeklerinin kırmızısına boyayıp öyle görün.

Bu şehri çeşit çeşit meyve kokularının arasında yaşayın.

Bu şehri özel tatlarıyla olgunlaşmış rengârenk elmalar içinde düşleyin.

Bu şehre nam salmış patatesinin beyaz çiçekleriyle süslü tarlalarından bakın.

Bu şehri Bolkar dağlarının bol karlı zamanlarında temaşa edin.

Bu şehri hak ettiği turizm potansiyeline ulaşmış haliyle bekleyin.

Bu şehri şehir ruhunu korumuş geleceği kucaklayan gelişmiş bir şehir olarak izleyin.

Bence hayal etmeyin bunların hepsi olabilecek, olması elzem olanlar. Sadece biraz gayret ve zamana ihtiyacı var.

Şehrin kalbi durumunda bir yerde, Hüdavent Hatun Türbesi etrafındaki yapılan park çalışmaları devam ediyor. Tarihi dokunun korunması yapılanın önemini daha da artırıyor. Geçmişten kopmadan geleceğe yönelmek ne güzel!

Bütün bu anlattıklarımın günümüzdeki takipçilerinden söz etmeden yazının eksik kalacağı muhakkak. Teşekkürü hak ettiklerine inanıyorum. Cevval bir insan belediye başkanı Faruk Akdoğan. Yapılacakları, şehrindeki şimdiki çalışmaları anlatırken gözleri parlıyor. Azimli olduğu belli. Şehri için çok güzel şeyler yapmayı hedefliyor. Yaptıklarının yeterli olmayacağının farkında. Gelişmiş, her haliyle çağı yakalamış bir şehir peşinde. Bu konuda başarılı olacağına inanıyorum.

Öyle bir başkan yardımcısı var ki gözü pek, stratejik planlamalar yapabilen, proje üretip geliştiren, yıllarca belediye tecrübesi edinmiş biri; Ahmet Köseoğlu. Bizlere şehri gezdirirken hedefi olduğu her haline yansıyan Köseoğlu’nun da şehrin imar ve inşasında büyük işler başaracağına inanıyorum. Kültür kokan bir şehir hedefi olduğunu da biliyorum

Her ikisine de başarılı olmalarını dilerim. Kendime yakın bulduğum şehri, tam olarak tanıyamadığımı düşünüyorum. Tekrar gezmeyi arzu ederim.

Sahi ben nereyi anlattım dersiniz? Bir şehir işte…  Anadolu’nun bağrında güzel bir şehir. Mekân olmuş nice yiğide: Niğde.


Yorumlar - Yorum Yaz
SÖYLEŞİ VE İMZA
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret214873