• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=666228323
  • https://twitter.com/durancetin

s6

           PORTAKAL KIZIM ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Duran Çetin: "İnsanlara faydalı olmayı amaçlıyorum"

Mehmet Ali Köseoğlu

 Okumaya, yazmaya olan ilginiz nasıl doğdu? Nasıl başladı?  
Herkesin söylediği gibi Ailede öykü, roman şiir yazan fertler yoktu. Babam okumayı seven, elindeki bir kaç romanı bize okuyan, bizim okumamızı çok isteyen bir insandı. O dönemlerde köyde ki şartları düşünürseniz; bunu anlamınız çok daha kolay olacaktır. Köy ilkokulunu okurken, okuyacak kitapları bırakın bir defterimizin olması bile bizim için en büyük şanstı. Yine de babamın benim okumam için başkasında olmayan kitap ve defterler aldığını da söylemem gerekiyor.  Yani benim içimdeki yazarlık duygusunu küçük yaşlarda kışkırtacak bir ortamım yoktu. Yazıya karşı ilgim daha sonraki dönemlerde gelişti. Lise yıllarındaki aldığım kitaplarda ve o kitaplara verdiğim özen ihtimamım beni okumaya belki de yazmaya kamçıladı. Üniversitede iken sürekli kitap okudum. Hele öğretmenliğimin ilk yıllarında aralıksız kitap okudum. Bir olay sebebiyle yazmaya başladım. Bir şahsın yapmış olduğu kötü davranışlardan dolayı düşüncelerimi kâğıda döktüm. Bu benim ilk yazmaya başlamamdır. Yine aynı yıllarda mahalli gazetelerde yazılarıma başladım. Hakimiyet Gazetesinde yazmaya devam ediyorum İlk olarak yazdığım romandı. “Bir adım ötesi” ismiyle üçüncü kitabım olarak yayınlandı. İlk yazmaya başladığım roman olmasına rağmen ilk yayınlan kitabım öykü dalında oldu. İlk hikâye yazma serüvenim ilginçtir. Bir İlköğretim okulunda güzel konuşma yazma derslerine giriyordum. Böyle bir ramazan günüydü. Hikâye tamamlama konusu vardı. Kendimin önceden tamamladığı bir hikâyenin baş tarafını öğrencilere verdim. Sonunu tamamlamalarını istedim. Sonraki derslerde öğrencilerin yazdıklarını okuttum. Sonunda kendi yazdığımı okudum. Öğrenciler çok beğenmişti. O günden sonra ramazan boyunca seher vakitlerinde hikâye yazdım. Bu hikâyeleri “Bir Kucak Sevgi” adındaki kitabımda topladım. Bu hikâyeler çocuk masumluğunda saf, temiz ve katışıksızdı. İlk göz ağrım olmasından mıdır, ramazan ayının bereketinden midir? Hala onları çok beğeniyorum. Çocukların hikâyede kendilerini bulduklarını görünce bendeki gayrette şaha kalktı diyebilirim. Sonrasında hemen bir hikâye kitabım daha yayınlandı. Okuyucular ve arkadaşlar roman yazmamı istiyorlardı. Zaten yazmış olduğum bir roman vardı. Üzerinde çalışarak ilk romanımı yayımladım. Okumaya devam ediyorum. Tabii yazmaya da…
Neye karar kıldınız...
Sorunuz ne yazacağım noktasındaysa; cevabım çok net: her ikisi de. Çünkü ikisinin de önemli ve yerlerinin farklı olduğunu düşünüyorum. Ben hikâye yazmayı daha çok arzuluyor olsam da romandan vazgeçmem mümkün değil. Çünkü düşünce ve inandığım değerleri romanda çok rahat ve daha kolay bir şekilde ifade etmem mümkün olmaktadır. Maksadımın faydalı olma esasına dayalı olduğunu düşünürsek; bütün yolları kullanmam gerektiği aşikâre bir şekilde netlik kazanmış olacaktır. Her ikisine de devam diyorum…
Kimlerden etkilendiniz? Neyi okudunuz?
Yazar olarak, pek çok isimden yararlandım, beslendim. Kendi yerli yazarlarımızdan Batı Edebiyatına herkesin üzerinde ittifak ettiği bazı isimler... Yazmadaki tekniği açısından özellikle üzerinde durarak okuduklarım var.İnsanın kendini değerlendirmesi zordur ama kendi yazdıklarınıza baktığınız zaman, kendinizi nasıl tahlil ediyorsunuz? Kendinizi nasıl yorumluyorsunuz? Emin olmamakla birlikte, bazı şahsî özelliklerimi, söyleyebilirim belki. Kendimin duygu ve düşüncelerimi elbette ki satırlar arsında bulmak mümkün. Benim duygusallığım ve vicdanımın sesi her zaman galebe çalmıştır. Biraz eleştirel biraz insancıl yanım her zaman öne çıkmaktadır. En çok da inancımın gerektirdiği davranışlara gereken ehemmiyet ve özen noktası hep yansımıştır yazdıklarıma. Hikâyelerimde Sevecenlikle birlikte karamsarlığı yansıttım. Hayatımda karamsarlığım çok fazla değil. Yazılarıma, gülümseyen, gülümsetmeyi düşünen, insanların üzülmesine tahammül göstermeyen bir yapı siniyor.  Bu da konu seçimimi, işleyişimi, dilimi etkiliyor sanıyorum... Bazı değerlerimiz üzerindeki hassasiyetim ve samimiyetim kalemimden dökülüyor. Benim için esas olan sevgidir. Zaten bu açıdan bakıldığında ilk kitabımın adını da “Bir Kucak Sevgi” olarak koymuştum. Benim için en temel gerçeklik sevgidir. Çünkü bu benim için örnek olan rahmet peygamberinin özelliğidir. Öykü ve romanlarıma muhabbet sıcaklığı ve hoşluğu vermek istiyorum.Duyguların derinliğindeki insanı ve hayatın derinliklerine doğru güzellikleri irdelemek... Güzelliklerin yaşanabilirliğini örneklemek, tecrübelerden istifade etme becerisini geliştirmek için yazmak…Günümüz hayatının getirdiği inanç ve ahlak çerçevesinden uzaklaştıran bazı olumsuzluklara; özüne ve kültürüne yabancılaşmanın; fıtrattan uzaklaşmanın neticelerine de dokunuyorum.  Eserlerinizde kullandığınız dil üzerinde duralım mı biraz da? 
Kullandığımız dilin geldiği son durum ve şu ana kadar olan serüveni belli. Ben kesinlikle kelimenin kökünün bağlı olduğu dile bağlı olarak reddedilmesine karşıyım. Eğer kullanılıyor ve anlaşılıyorsa o kelimenin bizim olduğunu düşünüyorum. Selçukluların Farsçayı resmi dil olarak kabul etmesinden bu yana Osmanlıların, Arapçaya olan gerek dini inanış gerekse diğer sebeplerden dolayı Arapçayı ön planda tutmaları neticesinde dilimizin oldukça zenginleştiğini inkâr mümkün değildir. Bunun aksini iddia etmek olaya tarafgirlik anlayışı ile yaklaşmaktır. Yani fanatizmdir. Yüzyıllarca kullandığımız kelimeleri kullanmayarak güdükleşemeye sebep olmak, bu milletin üç beş yüzü geçemeyen kelimeyle günlük konuşmalarını sürdürmesine sebep olmaktadır. Kelime dağarcığımızı öz be öz bizim olan kelimeleri kullanmak suretiyle doldurmak gerekir. Yüz çevrilen kelimeler, bizim öz malımız. Onların katli beni ziyadesiyle üzüyor. Bize has bir insan tipini, dilimizi ve bir medeniyeti kaybediyoruz gibi geliyor. Uydurukça kullanan, uydurma yazarlardan mümkün mertebe kaçıyorum. Yapay diller zevk vermiyor.Genellikle herkesin okuduğu zaman anlayacağı dili tercih ediyorum. Hatta üzerinde birkaç kez düşündüğüm kelimeler, terim ve kavramlar oluyor. Maksadım faydalı olmaksa anlaşılır dili kullanmam gerekir diye düşünüyorum. Amma bazı kavramları, terimleri özellikle kullandığım oluyor öğretmek ve kullanılmasını sağlamak düşüncesiyle. 
Konya'da yaşamak ve edebiyatla uğraşmak ne anlama geliyor? 
Edebiyat, yazı-çizi işinin merkezinin İstanbul olduğunu elbette inkâr edemem. Sanat-kültür iklimi, bütün esintileri, çeşitliliği ve cömertliğiyle yaşanabiliyor. Diğer taraftan herhalde Anadolu’yu görmek istemeyiş veya bu konuda hükümranlığı kaptırmamak düşüncesiyle peşin hüküm ve eleştiriler de söz konusu edilebiliyor. Hâlbuki İstanbul dışındaki yerlerde de iyi sanatçılar, yazarlar yetişiyor. Bu konuda Konya’nın tarihten gelen bir kültür zenginliği ve misyonu vardır. Zamanının bilim ve kültür başkentidir. Bu, elan da mümkün olabilir. Bu biraz da yerel yöneticilerin istek ve teşvikleriyle mümkün olabilecektir. Konya’mızda çok sayıda yazar ve düşünce adamı var. Konya’nın bu konuda önde olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki çok sayıda genç yazarımız, bu yola gönül vermiş insanımız bizim zenginliğimizdir. Geçen yıl yapılan öykü günlerini de unutmamak gerekir. Bu faaliyetlerin yoğunluğunun artırılması Konya için önemlidir sanırım.Konyalıyım. Konya'yı seviyorum. Konya’da olmaktan mutluyum. 
Kitap ve yazar dünyasına nasıl bakıyorsunuz?
Kısacası zor iş. Yazar olmak da zor yayımcılık yapmakta. İnsanımız kitaba ve kültüre ihtiyaç hissetmiyor. Esas problem burada. Kitaba ihtiyaç hissetmemek. Bunun sağlanması lazım. İşin aslı Türkiye’de nüfusa göre orantılandığında bu konudaki garabet hemen göze çarpıyor. Bizimle çok küçük ülkelerdeki yazar sayısıyla yayımlanan ve okunan kitap sayısı arasında uçurumlar var. Okumayan bir millet olduk çıktık. Okuyan toplum olma yerine, konuşan toplum olduk.Bir de bizi temsil eden düşüncelerimizi yansıtan yazarlar yerine medyanın ön plan çıkardığı yazarlar var. Yazar denilince onlar akla geliyor. İnsanımızda seçicilik olmayınca da hemen onlara yöneliyor.Pek çok sahada; geçmişten ve günümüzden ismini duyuramamış, az bilinen, sistemli olarak unutturulan nice kıymetimiz var. Bir kere, talepler, yönelimler farklı. Bazı yazarlar, bizi hiç ifade etmediği halde ve hiçbir değerimizi kendine mal edememekle birlikte; zirvede gösteriliyor, kasıtlı olarak önü açılıyor. Azımsanmayacak sayıda, belli bir kesim okur da; seçiciliğe sahip olmadığı için, kendisine sunulan yazar ve eserlerini kolayca yutuyor. Medya öylelerini sürekli destekliyor; neticede bu sağlıksız düzen sürüp gidiyor. 
Altı kitabınız yayınlandı. Bu kitaplar hakkında bilgi vermenizi isteyeceğim sizden. Nasıl oluştular? Nasıl yazıldılar? Ne kadar zamanda yazıldılar? Ve bundan sonra neler yayınlayacaksınız?            
İlk sorunuzun içinde de serüvenini anlattığım "Bir kucak sevgi", ilk kitabımdı. İçinde beş tane öykü vardı. Şu anda piyasada yok. Gönlüm ikinci baskısı yapılmasını arzu ediyor. Bu kitaptaki hikâyeler köy hayatındaki güzelliklerini, günümüz insanının özlemlerini anlatıyor. Mutlaka her insanın kendi hayatında da “ben bunu yaşamıştım” diyebileceği konuları içeriyor. İkinci kitabım yine öykü oldu: “Güller Solmasın” toplam yedi öykü var içinde. Sanki birinci kitabın devamı gibi. Hikâye tarzımın oluşmasında önemli bir yere sahip.
Anadolu’nun kavurucu yazından ve dondurucu kışından, dahası sımsıcak ve yanık bağırlı insanlarından kareler bula­cağınız, anlamlı, gerçekçi ve çocuksu duyguları yaşayacağı­nız, gençlik yıllarınıza döneceğiniz hikâyelerim, hayatı her yönüyle yansıtma ve Anadolu’nun sıcacık sesi olma yolundadaki çabalarımdır.İlk yazdığım kitap olan “Bir Adım Ötesi” isimli romanım yayınlandı. Burada eğitim ve eğitimcinin yaşadıkları geçeklerden hareketle sürükleyici kendini başkalarının yerine koyucu bir fikirle yazıldı. Aslında bu romanın yazımı belki de sekiz yıl sürdü.Sonra tekrar öykü kitabım “Kırmızı Kardelenler” yayımlandı. On yedi öyküden oluştu.Yolun Sonu” gerçek bir yaşam öyküsü. Hayatı sorgulamayı birincil görev olduğunu ifade eden bir roman. Hayatın gerçekten yaşattığı acılarla yoğrulmuş duygusal bir yaklaşım…Okurken heyecanlanacağınız, üzüleceğiniz, duygulanacağınız; içinde kendinizi bulacağınız, gerçeklerle yüzleşeceğiniz,   yaptıklarınızı sorgulayacağınız, anne-baba ve komşuluk hakkının nasıl olması gerektiğini, en açık, acıklı ve gerçeklerden hareketle işlediğim “Portakal Kızım” isimli romanım bu hafta Beka Yayınlarındın çıktı.  Bundan sonra tekrar öykü kitabı çıkarmayı düşünüyorum. Son çalışmalarımı tamamlamak üzereyim. Her kesimden insanımızın dertlerini, kültür ve yaşam biçimlerini işleyerek, okuyucuyla bütünleştirme düşüncesiyle öykü ve romanlarımı yazmaya ve yayınlamaya devam etmeyi umuyorum. 
Son olarak kısaca kendinizden bahseder misiniz? 
Konya’nın Çumra ilçesine bağlı Apasaraycık köyünde 1964 yılında doğdum. İlkokulu köyümde, orta öğrenimini Çumra’da tamamladım. Üniversiteyi 1986 yılında Konya’da bitirdim. Aynı yıl Eskişehir’e bağlı Sarıcakaya ilçesinde başladığım öğretmenliğe, Turhal, Kulu ve Çumra’da uzun yıllar de­vam ettim. Hâlen Konya’da öğretmen­liğimi sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıyımBana bu fırsatı verdiğiniz için özellikle size ve Hakimiyet Gazetesine teşekkür ederim.

HAKİMİYET GAZETESİ
 
 
 
SÖYLEŞİ VE İMZA
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam4
Toplam Ziyaret214873