• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=666228323
  • https://twitter.com/durancetin
Site İçeriği

Kültür Dünyamız videoları
Duran Çetin
durancetin@hotmail.com
Ah Muhammed Ah
02/01/2013

Filistinli çocuklara

Bir görüntü vardı ekranda. İnsanın içini acıtan bir ses haber okuyordu.

Yüreği sızladı. Düşüncesi allak bulak oldu ve ne düşünmesi gerektiğini bilemedi.

Dünyası yıkılmış, çaresizliğin dayanılmaz acizliği altında ezim ezim olmuştu.

Bir çocuktu paramparça olan. Adı Muhammed, Ahmet ya da Mahmut’tu. İsminin ne önemi vardı ki? O çocuktu. Kendi oğlu yaşlarındaydı...

Zavallıydı.

 Masum ve çaresiz...

Kendinden öncekiler gibi, isminin yazılı olduğu köşkün bulunduğu cennete uçtu…

Çocuklar neden öldürüldüklerini, amcaların kendilerini öldürmek için vahşi bir istekle sırtlanlar gibi saldırmalarını anlamaya çalışmazlardı bile.

Onlar biliyorlardı ki, çocuklar oyunlar oynardı; seksek, saklambaç, istop...  Çocuklar savaşmazdı… Yaratılmışlara zarar vermezlerdi.

Muhammed, hayatın kendi hakkı olup olmadığını da bilmiyordu.

Yukardan üzerlerine bomba yağdıran leş kargaları, bir cellât gibi kapkaraydı. Vicdanları ve düşüncelere de karydı. Öldürüp üzerlerine üşüşeceklerdi…

Patlayanların bomba olduğunu biliyordu. Konuşmaya başladığı günden beri annesinden babasından duymuştu bomba olduğunu, tehlikeli olduğunu, insanları parçaladığını, yaktığını, yok ettiğini, öldürdüğünü…

Nice yakınlarını bombaların öldürdüğünü, şehit edildiğini görmüştü. Yüreklerinin yandığını babasının gizli ağlamalarından anlamış, annesinin saklı ilençlerinden duymuştu. Yapılanın yanlış olduğunu, haksızlık olduğunu, insanlık dışı olduğunu herkes söylüyordu, haberler de bile söyleniyordu.

“Ben Filistin’im” şiirini çok dinlemişti. “Ben babamı öpmek istiyorum, çok şey mi istiyorum.” cümlesi arkadaşlarının dilinden düşmez oldu. Birçok çocuk babasız, annesiz kalmış, yakınlarını kaybetmenin hüznü ile kinleri artmış, İsrail’in en büyük düşman olduğunu söyler olmuşlardı.

Ne olduysa olmuş, evlerine İsrailliler tarafından telefon edilmişti. “Evi boşaltmanız için on dakikanız var.” diyen sesin alaycı tavrını babasının değişen, öfke, kin ve nefret ifadeleri ile buluşan yüzünden anlamak mümkündü.

“Haydin evi bombalayacaklarmış, boşaltıyoruz.” diyen titrek sesini beynine kazımıştı.

Her yer, her duvar, her kapı, her ses, her söz bu cümleyi tekrar ediyordu sanki. Telaşla toplanan aile, kaşla göz arasında evi boşaltmaya çalışırken büyük bir ürküntü yaşatan patlama sesleriyle toz bulutlarının göğe yükseldiği beton yığınlarının içinde kaldı.

İki yıl önceydi saldırılarda babasının kolunun koptuğu, hastanelerde olumsuz şartlar içinde yaşadığı acı dolu günleri henüz unutmaya başlamıştı. Annesi, gelecek adına umut dolu sözler söylemek yerine onların inançlarını güçlendirecek konuşmalar yapardı. “Allah vekil” derdi çoğunlukla…

Ah Muhammed ah! Okula gidecektin, okuyacaktın, arkadaşlarınla oynayacaktın, kitapların olacak, öykülerle yaşayacak, masalların kahramanı sen olacak, dünyanın güzelliklerinden faydalanacak, güzel günlerin olacak, dostluk, kardeşlik, insanlık nedir bilecek, yaşayacak, öğretecektin. Sabır, barış ve medeniyetten bahsedecek, bunlarla yoğrulmuş bir insanlık özlemini yaşayacaktın.

 

***

Oğlum Muhammed çığlık çığlığa bağırdı. Televizyondaki görüntülerdi ona hiç duymadığım kelimeleri söyleten. Sen vardın televizyonda Muhammed, sen vardın. Spiker, içlenmiş miydi, yoksa güzel rol mü yapıyordu, okuduğu haber ciğerimize bir ok gibi saplandı.

“Aileden kurtulan tek çocuk Muhammed. Sekiz kişilik Salah ailesi yerle bir edilen binanın altında kaldı. Kurtulan Muhammed, Türk Kızılay’ının girişimleriyle Türkiye’ye getirildi. Tedavisi süren Muhammed…” diye sürüp giden haberlerde senin fosfor bombasıyla yanmış yüzün, kan revan ayakların, parçalanmış elbiselerin vardı. Ve sen inlemeler içinde “Allah vekil!” diyordun.

Oğlum Muhammed’i ayağa kaldıran, kızdıran, öfkelendiren, çıldırtan görüntülerdi bunlar. Ve İsrail devletine, askerlerine bağırıyordu, tanklara, uçaklara haykırıyordu:

-Alçaklar! Çocuklardan ne istiyorsunuz?

Sonra sessizleşti. Bir kedi yavrusu kadar sakin şekilde yanıma sokuldu. Dizlerime başını koydu. Gözyaşlarını tutamadı.

“Bunlara kim dur diyecek.” diye hıçkırıklarla sana dua etti.

Ne kadar masumdu, ne kadar sevimliydi, ne kadar günahsızdı, tıpkı senin gibi Muhammed, tıpkı senin gibi…



3260 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KELAMDAN KALBE - 31/01/2024
Susmak...
ELVEDA HAYAT - 23/01/2024
Bir dedem vardı hayat dolu, öldü...
DİZİ OYUNCUSU GİBİ - 23/09/2023
Hesabını veremeyeceğimiz bir hayat yüktür.
NEDEN DİYE SORMAK GEREKİR - 11/09/2023
Neden? Bunca yolsuzluk neden? Dönen dalavereler neden?
FİRENİ PATLAMIŞ GENÇLİK - 29/08/2023
Lise eğitimi zorunlu hale getirildikten sonra iş çığırından çıkmış halde freni patlamış bir gençlik yetiştirmeye devam ediyor.
ETON KOLEJİ - 24/08/2023
Bir okul düşünün, ülke yönetimine gelenlerin çoğu orada yetişsin. Ülke entelektüellerinin tamamına yakını oradan mezun olsun. Sanatçılar, yazarlar, kültür adamları, bürokratlar…
PATATES KRİZİ - 03/08/2023
İlk insan ilk peygamber Hz. Âdem ve oğulları
MÜSRİF ADAM - 31/07/2023
Giysilerin en güzeli olan takva elbisesidir. İnsanın süsüdür, gönlünün aydınlığıdır…
KELAMDAN KALBE - 25/07/2023
İyi dinlemek kadar etkili bir başka yol da iyi konuşmaktır. İyi konuşmanın etkisi, yan etkisi ve doğrudan etkisi saymakla bitmez.
 Devamı
Köşe Yazıları
SÖYLEŞİ VE İMZA
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam76
Toplam Ziyaret323884